E-posta Pazarlama İpuçları - Siper Reklam Ajans
Blog

E-posta Pazarlama İpuçları

“`html

E-posta Pazarlama Hakkında Bilmediğiniz Şey: Kimse Sizi Okumak İçin Uyandığında Gelen Kutusu’nu Açmıyor

Şöyle bir düşünelim: Sabah gözlerinizi açıyorsunuz. Telefon elinizde. Gelen kutunuzda 47 okunmamış e-posta var. Kaçını gerçekten açıyorsunuz?

İşte e-posta pazarlamanın bütün sırrı bu sorunun cevabında saklı. Ama çoğu marka bunu sormak yerine, “ayda 4 bülten gönderelim, konusu da bir şeyler olsun” diyerek devam ediyor. Sonra da “e-posta pazarlama artık işe yaramıyor” diye şikayet ediyor.

Hayır, işe yarıyor. Sadece yanlış şeyi yapıyorsunuz.

Gerçek Problem: Gönderdiğiniz E-posta Değil, Yarattığınız His

E-posta pazarlamanın teknik boyutunu bir kenara bırakın bir dakika. Açılma oranları, tıklama oranları, A/B testleri… Bunlar önemli, evet. Ama bunların hepsinin altında şu soru yatıyor:

Bu e-postayı alan kişi ne hissediyor?

Eğer hissettirdiğiniz şey “yine bunlar bir şey satmaya çalışıyor” ise, teknik mükemmelliğinizin hiçbir önemi yok. Çünkü insan beyni, kendisine satış yapılmaya çalışıldığını hissettiği anda bir duvar örüyor. Bu duvarı açılma oranı optimizasyonuyla yıkamazsınız.

Peki ne yapacaksınız? Tam tersini.

Konu Satırı: 3 Saniyede Kaybedilen veya Kazanılan Savaş

Birisi gelen kutusuna baktığında e-postanıza ayırdığı süre ortalama 3 saniye. Bu sürede konu satırınız şunu yanıtlamalı: “Bunu açarsam ne kazanırım?”

Ama dikkat edin, burada “kazanmak” illa bir indirim veya fırsat demek değil. Bazen kazanç şu olabilir:

  • Merakımı giderecek bir bilgi
  • Kendimi daha az yalnız hissettiren bir hikaye
  • Bugün işime yarayacak pratik bir şey

“%40 İndirim – Sadece Bugün!” yazmak kolay. Ama “Müşterileriniz sizi neden terk ediyor? (Cevap sizi şaşırtabilir)” yazmak, insanı gerçekten içeri çekiyor.

Merak, aciliyet duygusundan çok daha güçlü bir tetikleyici. Üstelik insanları yormuyor.

Segmentasyon: “Herkese Her Şeyi” Stratejisi Neden Ölüyor?

Listenizde 10.000 kişi var diyelim. Bu 10.000 kişi aynı şeyi istemiyor, aynı aşamada değil, aynı dili konuşmuyor.

Yeni abone olan biri henüz sizi tanımıyor. Onu hemen “Şimdi Satın Al” butonuyla karşılamak, birinin kapısını çalıp “Merhaba, beni tanımıyorsunuz ama şu an ev almak ister misiniz?” demek gibi.

Öte yandan 2 yıldır sizden alışveriş yapan sadık bir müşteri, yeni başlayanlara gönderdiğiniz “Biz Kimiz?” e-postasını aldığında ne düşünür? Muhtemelen şunu: “Bunlar beni hiç tanımıyor.”

Segmentasyon, insanlara “seni görüyorum” demektir. Ve bu his, her teknik optimizasyondan daha değerli.

Gönderim Sıklığı: Az mı Çok mu? Yanlış Soru Bu

Herkes soruyor: “Haftada kaç e-posta göndermeli?” Doğru soru şu: “Göndereceğim her e-postanın okuyucunun hayatına kattığı bir değer var mı?”

Eğer cevap “evet” ise haftada 3 gönderin. Eğer cevap “aslında pek yok ama göndermemiz lazım” ise ayda 1 bile fazla.

Boş içerik, zamanla insanların sizi “gürültü” olarak sınıflandırmasına yol açıyor. Ve bir kez gürültü olarak etiketlendiniz mi, geri dönmek çok zor.

Otomasyon: Robotik Değil, Akıllı Olun

E-posta otomasyonu muhteşem bir araç. Ama yanlış kullanıldığında, insanlar robotla konuştuklarını hissediyor ve bu his çok soğuk.

Şunu deneyin: Otomatik e-postalarınızı bir insan yazmış gibi kurun. “Merhaba [İsim], umarım iyisinizdir” yerine “Geçen hafta şunu fark ettim ve aklıma hemen siz geldiniz” deyin. Küçük bir fark gibi görünüyor, ama alıcının hissettiği şey çok farklı.

Karşıdaki kişi “bu e-posta benim için mi yazıldı, yoksa ben sadece bir listedeki numara mıyım?” sorusunu her zaman sormadan soruyor. Ve cevabı hissediyor.

Tasarım ve Mobil: Güzel Görünen Ama Okunmayan E-postalar

Ajans olarak bunu çok görüyoruz: Markalar saatlerce e-posta tasarımına emek veriyor, sonra mobilde düzgün açılmıyor ya da tek bir büyük görsel var, görsel yüklenmiyor ve içerik yok.

Basit bir gerçek: E-postaların %60’ından fazlası mobilde açılıyor. Eğer e-postanız mobilde 3 saniyede anlaşılır değilse, o e-postayı gönderm